GEZİ’nin Düşündürdükleri

GEZİ’nin Düşündürdükleri

Parkta nöbet tutanları gazetelerden okuyorduk. 30 Mayıs Perşembe sabahı polisin ilk müdahalesini okuduğumuzda içimiz buruldu. Ertesi gün Gezi’ye gitmeye karar verdik. Gece geç vakitlerde Harbiye tarafında bir iki barikat geçtikten sonra orada kaldık. Gaz kokusunu ilk orada aldık. 31 Mayıs 2013 gecesi yeni bir şey başlıyordu. Daha neyin başladığının çok farkında değildik. 1 Haziran 2013 akşamüstü polis, Taksim’den ve Gezi Parkı’ndan çekildi.

Artık cidden başka bir süreç başlamıştı. Evde günlerimiz, gecelerimiz sabahların ilk ışıklarına kadar sürdü. Direnişi tüm çıplaklığıyla yayınlayan televizyon kanalları ve Facebook, Twitter, e-posta üzerinden hızlı, yoğun mesaj paylaşımlarıyla geçti. Bu süreci daha iyi, yakından anlamak ve yaşamak için 6 Haziran 2013 akşamı ilk defa parka gittik. Şaşkınlık. Yabancılık. Ama çok geçmeden insan banyosu içinde kendimizi iyi hissettik. Çoğu kişinin yüzünde şaşkın bir tebessüm vardı. Müzikler, anonslar, şarkılar, danslar, alaylar, yardımlaşmalar, çadırlar, yazılar, bayraklar, sloganlar, direniş hatıra tezgâhları açılmıştı. “Anonimus” maskeleri, Türk bayrakları, eşarplar, Atatürk resimleri, hijyenik maskeler, gözlükler satılıyordu ve direnişin ticareti başlamıştı bile, her yer bir şenlikti. Bu şenlik ve park yaşantısı için ertesi gün çocuklarımızı götürdük fotoğraflar çektik. Belgeleme dürtüsü her şeyden daha kuvvetli basıyordu. Daha sonra, 8 Haziran 2013 günü tekrar gittik. Bu gidişimizde artık neyin nerede olduğunu, parkın nasıl organize edildiğini anlamıştık ve o akşam, bir farkındalıkla birlikte Joseph Beuys’un sanata katkım olsun dediği “Her insan bir sanatçıdır” sözü yerini buluyordu sanki. Hayat sanat, sanat da hayat olmuştu. Özellikle, görsel sanatların asırlardan bu yana mimesis olgusuyla işlemesinin sonu gelmişti. Sanatı başka türlü algılamak, başka türlü bir sanat yapmak ve başka bir biçimde sanatı göstermek/sergilemek zamanı gelmişti. Tabi, bunu halen sanat diye adlandırmak doğru gelir mi bilemiyoruz.

Görsel sanatlar ve haliyle görsel sanatçılar diğer sanat dallarından daha tutuk veya yavaş organize oluyorlar. Müzik, tiyatro, sinema, başını almış gidiyorken görsel sanatlar üretim yöntemleri daha bireysel ve içine kapanık olduğu için bir bocalama aşamasında. Görsel sanatların bir kitleye ulaşabilmesi için bir nesne aracılıyla üretim yapması, sembolik yollara başvurması, kısacası mimesis düşüncesinde hareket etmesi bir sürü sorular, sorunlar doğuruyor.

Mimesis nedir? Yunancadan gelen bu terim, taklit etme anlamına geliyor. İçinde “benzeme” veya “gibi yapma”, ifadelerini ve kendini sunma eylemlerini de içeriyor. Böyle olunca özellikle figüratif bir sanat eseri var olan gerçek bir görüntünün, eylemin taklidi olarak karşımıza çıkıyor. Sanat tarihi içerisinde René Magritte’in “Ceci n’est pas une pipe” mimesis olgusuna en berrak cevabı veren eserlerden biri. Magritte’in resmindeki ‘pipo’ kendisi değil onun imge olarak temsili ve üstelik bunu doğrulayan önemli unsur da tablodaki pipo resmini altına, bunun bir pipo olmadığını yazmak oluyor. Kazimir Malevich yazılarının birinde şöyle der: Gün batımı, ova inekler bunların hepsi burada, neden bunları ben tekrarlayayım ki, oldukları yerde güzeller. Belki, bu söylem ile “süprematizm” düşünceyi tarif etmeye çalışıyordu.
Görsel sanatlar alanında tiyatro veya oyunculukla kuzen diyebileceğimiz ‘performans’ sanatı alanı, belki bu mimesis olgusunu en çok yıkan sanat dalı olarak öne çıksa da sembolik okumalara fazlaca yer verdiği için yine bu olgunun içine hapis olabiliyor ve temsil yine ön planda kendine yer buluyor.

Gezi süreci içerisinde “Duran Adam” olarak adlandırılan eylem belki de en etkilisi oldu diyebiliriz. Biri durdu, saatlerce durdu, onunla beraber yığınla insan da durdu. Sanat/ Sanal ortamındaki yazışmalar artık tek başına durması gerektiği üzerine konuşmalar yapsalar da, ona eklenenler, şehrin başka yerlerinde, başka şehirlerde, başka ülkelerde bu eylem defalarca tekrarlandı. Bu sessiz durağan eylem bir kartopu gibi büyüdü, etkisi belleklerimize kazındı. Burada mimesis yoktu. “Yeryüzü Sofraları” da buna benzer bir birlik beraberlik ve paylaşımı öne çıkaran etkileyici bir andı. (1)

Eğer yine bir nesne, görüntü üretme işlevine geri gelirsek. Gezi eylemleri sırasında kim fotoğraf çekmedi ki? Muhtemelen istinasız eylemlere katılan katılmayan destek veren veya vermeyen herkes bir fotoğraf çekmiştir. Bu kişisel görüntü alma refleksi milyarlarla sayılabilecek kadar olduğundan eminiz. Bu görseller için değişik siteler, gezi fotoğrafları sergileri oluşmakta. Bazıları kitaplaştıralım dediler ama neyi nasıl seçip sığdıracaklar, hangi estetik kaygıları öne sürecekler? Bize kalırsa hiç de akla yatacak bir fikir değil ve yanlış, yapılmaması gereken en büyük hata olarak görüyoruz. Direnişin bu yöntemle bir ticareti olmasına, bu şekilde estetize edilmesine şiddetle karşıyız. Bugünün ruhu, anonim olma halidir. Burada dikey bir iktidar yoktur. Gezi’de her şey iktidar olmaksızın yatay gelişti, gelişmeye devam ediyor. Felsefede bu tip gelişime “Rhizome” adı verilir(G.Deleuze, F. Guatari). Peki, bu görsel hafıza nasıl ele alınmalı ve görsel sanatlar alanında nasıl bir biçim almalı? Hangi yöntemlerle gösterime açılmalıdır?

Görsel Sanatlar Derneği_Platformu şöyle bir proje, teklif üzerinde düşünmeye ve tartışmaya başladı:

‘Geleceğe Önsöz: Gezi Refleksi’ Ortak Paylaşım Projesi 

Görsel Sanatlar Derneği Platformu (GSD_Platformu), bir yıla yakın oluşum sürecinin ardından 31 Mayıs 2013 tarihini YIL 01 olarak belirlemiş, sanat ve kültür alanında farklı disiplinlerden gelen platform üyeleri de anonim ruhun canlı tutulmasını amaçlayarak çoğulluğu tercih etmiştir. Görsel sanatlar alanında var olan koşullarda bir alternatif arayışından doğan GSD_Platformu, Gezi refleksinin büyüttüğü karşı-temsil alanlarından birini görsel sanat alanında yaratmayı amaçlamaktadır. Biz, bu amaca yalnız değil hep birlikte ulaşabileceğimize inanıyor, bu nedenle kurumsal – kurum dışı – alternatif – bireysel her türlü platforma Gezi’nin görsel belleğinin tutulması, yayılması ve paylaşılmasına yönelik proje ile açık bir işbirliği daveti yapıyoruz. GSD_Platformu olarak bu davetin, toplumsal dönüşümün eşiğinde geniş bir sosyal ve kültürel yapıya nüfuz eden dayanışma örneklerinde olduğu gibi, görsel sanatlar alanında da ortak refleksin oluşturulmasında bir işlev üstlenebileceğine inanıyoruz.

Gezi süreci ve sonrasında sanat, “mimesis” olgusundan kurtulup, çok uzun zamandır özlemini duyduğu gibi hayatın kendisi olabilme fırsatını yakalamıştır. Yine de, sürmekte olan bu hareketin estetize edilme riski taşıdığına inanıyoruz. Bu geri adımı atmamak, toplumsal belleği geleceğe taşımak adına İstanbul’da var olan tüm sanat mekânlarınıeşzamanlı olarak Gezi sergilerini değil, Gezi’nin görsel belleğini en ham, en yalın biçimde görünür kılmaya davet ediyoruz. Gezi hafızasını, hep birlikte ortak bir havuzda toplamak ve başlangıçta İstanbul sanat ağına yayılan geniş bir haritada izleyiciyle paylaşmayı amaçlıyoruz. Gezi refleksini geleceğe taşımak adına sorumluluk alma gerekliliğine, farklı yapı ve odaklar arasında diyaloğa alan yaratmanın biraradalığı güçlendireceğine ve elbette sanatın dönüştürücü/iyileştirici gücüne içten inanıyoruz.

En derin saygılarımızla.
GSD_Platformu

Projenin geliştirilmesi ortak kararlar ve toplantılarımızla şekillenecektir.

Davetle ilgili tüm sorular/sorunlarınız için aşağıdaki adresten iletişime geçmenizi rica ederiz.

gsdplatformu@gmail.com

Bu davet mektubu içerisinde:

Bu geri adımı atmamak, toplumsal belleği geleceğe taşımak adına İstanbul’da var olan tüm sanat mekânlarını eşzamanlı olarak Gezi sergilerini değil, Gezi’nin görsel belleğini en ham, en yalın biçimde görünür kılmaya davet ediyoruz.

Bu bölümü biraz daha açarsak, sözü geçen gösterimin mekânın alan açtığı köşe bir bölümdense, tüm mekânını buna ayırması daha anlamlı geliyor. Bir yanda geleneksel sanat sergisi diğer bir köşede “Gezi” görsellerinin sergilenmesinin sadece ufak bir direnç olarak kalacağına inanıyoruz. Biraz imkânsızı istiyormuşuz gibi ama daha çok yayılabilen, etkili ve dalgalanarak büyüyen bir direncin hayalini kuruyoruz. Gezi’nin ruhu bir domino etkisi yaratarak her şeyin değişebileceğine işaret eden bir direnç süreci başlattı. Bu dirence yakışır bir düzlemde cevap verebilmek gerekiyor inancındayız. Belki, sanatın akışını değiştirme imkânı doğmuşken buna teğet geçmemeye davet etmek bize daha etkin ve doğru geliyor. Bu proje teklifi hem GSD_Platformu içindeki konuşmalar ve İstanbul’un genel sanat ortamının havası göz önünde bulundurularak rafa kaldırıldı.

Bir an durabilmek. Bu zamana kadar süregiden sistemin içinde durmak ve ne olacak diye bakmak. Ama bu duruşun yalnız değil hep beraber olabilmesi gerekir. Duran adamın, yeryüzü sofralarının, gökkuşağı merdivenlerinin spontane oluşları veya bir yağ lekesi gibi hareler halinde yayılımı; Bir kere durduktan sonra hep beraber bakarız, acaba asırların yerleşik sistemi bizsiz nereye kadar gidecek diye.

Bu sanat mıdır? Belki, bugün anladığımız biçimde değil. Bugün, daha adını koyamadığımız veya adını koymaktan çekindiğimiz, belki de, korktuğumuz bir şeyden söz edilebilir. Bilmiyoruz ve bilinmeyenden korkuyoruz. Sanat bitiyor mu? Ölüyor mu? Ölümden korktuğumuz gibi bundan da korkuyor muyuz? Korkuyoruz ama düşüncemizi ve bu düşüncelerimizin forma aktarımı değişiyor, dönüşüyor, yeni olarak doğmanın umudunu aşılıyor. Acaba insan bu olgunluğa geldi mi? Bunun cevabı her kişinin içinde ve diğerleriyle bir arada olmalarıyla bulunabileceğine inanıyoruz. Bu adım yalnızca beraber atıldığında anlam kazanacaktır.

Yakın bir zaman içerisinde 13. İstanbul Bienali bir şekilde olacak. Her mesleğin profesyoneli gibi bizler de gideceğiz, ziyaret edeceğiz. Ama bu aşamada bir parantez açmak gerekir.

(…Geçenlerde basit bir hesap yaptık: Venedik Bienali bu yıl 55. defa ziyaretçilere açıldı. Yani biraz tercüme edersek 110 yıldan bu yana Venedik’te her iki yılda bir büyük bir sergi düzenleniyor ve tüm dünyanın sanat profesyonellerini, düşünürlerini ve turistlerini ağırlıyorlar. Tabi, çok kapsamlı ve şehir için ekonomik katkısının yüksek olduğu bir etkinlikten söz ediyoruz. Ama bu sanat gösterim sistemi bir asır kadar eski bir yöntem. 19. yüzyılın sonlarında 20. yüzyılın başlarında başlayan ve tümüne yayılan bir süreç içerisinde bugün geleneksel olarak adlandırabileceğimiz bir sanat icra ediliyordu; tablolar, heykeller… İletişim sistemlerimiz 90’lı yılların sonlarına kadar halen telefon, faks ile işliyordu. Sanatın üretim aletleri de bu zamanlara aittiler. Bugün, sanat düşüncesi çok daha farklı, iletişim çok daha farklı, üretimi de çok daha farklı. Peki, tüm bu farklılıklar varken neden halen bir asrı aşkın bir gösterim sisteminden ve onun getirebileceği ekonomik, sosyal, siyasal bir şeyden söz ediyoruz veya onu sürdürüyoruz, ona tutunuyoruz, ona yapışıyoruz? “Gezi”, bu değişimin başlangıcı olabilir. 13. İstanbul Bienali vesilesiyle bu değişimin ilk adımı atılabilirdi.

Başka sistemler, biçimler düşleyebilmemiz ve devreye sokabilmemiz gerekiyor… ).

Biçimcilik konusunda şöyle diyor Bertolt Brecht:

Sanatta biçime ve biçimin gelişimine önem vermenin gerekmediğini söylemek, saçmalıktan başka bir şey değildir. Biçimsel yenilikler getirmeden edebiyat yeni toplum katlarına yeni konular ve yeni görüşler de getiremez. Evlerimizi Elizabeth çağındaki evlerden değişik biçimde yapıyoruz, oyunlarımızı kuruşumuz da değişik. Shakespeare’in oyun kurma yönteminde direnseydik, Birinci Dünya Savaşının nedenlerini, sözgelimi, bir bireyin (Kaiser Wilhelm’in) kendi üstünlüğünü gerçekleştirme isteğine, bu isteği de bir kolunun öbüründen kısa olduğuna bağlayacaktık. Bu da saçma bir şey olacaktı. Asıl biçimcilik bu olacaktı: Belli bir yapı yöntemini korumak için, değişen bir dünyanın getirdiği yeni görüş açısını benimsememek için direnmiş olacaktık. Böyle olunca, yeni konuları eski biçimlere sokmaya kalkmak, yeni biçimlere sokmaya kalkmak kadar biçimciliktir… İnsanlığın gözlerine atılan tozu silmesinin en önemli şey olduğu bir dönemde düzmece birtakım yeniliklere karşı çıkmak gerektiği de açıkça ortadadır. Gene açıkça ortadadır ki, artık geçmişe dönemeyiz, bu yüzden gerçek yeniliklere doğru ilerlemek zorundayız. Ne büyük yenilikler hazırlanıyor çevremizde… Sanatçılar nasıl çizecekler bütün bu yenilikleri sanatın eski anlatım araçlarıyla? (2)

Haziran-Temmuz gibi bir zamanda bir park toplantısı sırasında, Bienalin belirttiği gibi 6000 kişilik akreditasyon, davet üzerine geleceğine söz alınmış durumda. Burada Bienali ve yan sergileri gezen kişilerin yurt içi veya yurt dışı ziyaretleri yaklaşık 10-20 binlerle hesaplanan bir durumdan söz edebiliriz. Tüm bu insanlar geldiklerinde yalnız ve yalnızca tüm sergi mekânlarında Gezi görselleri görselerdi ne olacaktı? Neler olmayacaktı ki? Dünya sanat akışında bir an durma ve bir yön değiştirmeden söz edebilir miyiz? Siyasi iktidar böyle bir duruma, nasıl cevap verebilir?

Yeni gerçekleri açıklayabilmek için yeni anlatım yolları gereklidir. Toplumcu sanatın, burjuva sanatının, özellikle Rönesans ve on dokuzuncu yüzyıl Rus gerçekçiliğinin biçimlerini sürdürmesini istemek bağnazlık olur. Rönesans eşsiz sanatçılar yaratmıştı; ama toplumcu sanat Mısır ya da Aztek yontularından, Doğu Afrika’nın desen resminden, Gotik sanattan, ikonlardan, Manet’den, Cezanne’dan, Moore’dan, Picasso’dan da niye bir şey öğrenmesin? Tolstoy’un, Dostoyevski’nin gerçekçiliği eksiksiz olabilir; ama toplumcu yazar Homeros’la Kutsal Kitap’tan, Shakespreare’le Strindberg’den, Stendhal’la Proust’dan Brecht’le O’Casey’den, Rimbaud’yla Yeats’den niye bir şeyler öğrenmesin? Amaç herhangi bir üsluba öykünmek değil, biçim ve anlatımın en değişik öğelerini sanatta birleştirmek, böylece sonsuz farklılaşmalarla dolu olan gerçekliğin bir parçası yapmaktı. Birtakım sanat yöntemlerine; bunlar ne olursa olsun, bağnazlıkla bağlı kalmak, binlerce yıllık insan gelişmesinin sonucundan bir bileşime varma ve yeni biçimlerde yeni özleri ele alma işiyle bağdaşamaz.

Toplumcu düzende bu konuların tartışılmasına artık önlenemeyecek bir yolda başlanmıştır. Görüşlerin çatışmasıyla özgürlüğe kavuşan sanat, yani özüyle toplumcu olan sanat, inanıyorum ki, biçimiyle, çabasıyla, değişik akımlarıyla, geçmişteki her türlü sanattan daha zengin, daha korkusuz, daha tümü kapsayan bir sanat olacaktır. Direnmelerden, yanlışlardan, engellerden, dönüşlerden yılmayalım. Her duruma olduğu gibi, bu duruma da uygulanabilir Brecht’in “Diyalektiğe Övgü” sü:

Yaşadığın sürece hiç deme hiçbir zaman.

Kesin değildir kesin olan.

Bu işler böyle sürüp gitmeyecek…
ve
Gün Bitmeden olacak hiçbir zaman.(3)

Ernst Fischer’dan yaptığımız bu alıntı ister istemez, Pablo Picasso’nun “Guernica” tablosunun başına gelenleri hatırlatıyor bizlere; Picasso, “Guernica”yı 1937’de Bask köyü Guernica’nın İspanya iç savaşında bombalanmasına cevaben yapar. Dünyanın çeşitli müzelerinde gösterilir. Picasso’nun isteği tablonun İspanya ya geri gelmesidir, şayet diktatör Franco ve hükümeti devrildikten sonra şartını koşar. Dünyayı sarsan siyasi duruşları titreten artık bir sembol olmuş bir yapıttan söz ediyoruz. Sanatın gücünün bu olması gerekir.

Gezi ile sembol olabilecek bir duruma imza atılmakta, neden görsel sanatlar bu sembolün kendisi olmasın? Gezi ruhunun sanatta direnişini henüz bulamadığına inandığımız ve bir yerlerde yüzünü ya da anatomisini aradığı bu süreci “bilinmeyen bölge” olarak adlandırabilir miyiz?(4)

————————————————————————————
(1)Bugün bu yazdıklarımızı okurken merdivenler gök kuşağı renklerine boyanıyor, siliniyor tekrar boyanıyor. Her yerde merdiven boyanıyor, Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Kıbrıs’a sıçramış, Lefkoşa, Girne…
(2)Sanatın Gerekliliği- Ernst Fischer, Sözcükler Yayınları Çeviri: Cevat Çapan 2012. (137-138)
(3) Sanatın Gerekliliği- Ernst Fischer, Sözcükler Yayınları Çeviri: Cevat Çapan 2012. (138-139)
(4) Bilinmeyen Bölge(Unknown Zone): İnternette arama yaparken ekranın sağ alt tarafında çıkan uyarı yazısı.

İstanbul 04.09.2013

Reklamlar

One thought on “GEZİ’nin Düşündürdükleri

  1. Geri bildirim: Arşiv: Gezi Direnişi ve Sanat Üzerine Yazılar | VASISTAS magazine

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s